Kırklareli Demirköy ilçesi, İğneada beldesi ile Avcılar ve Hamdibey köyleri sınırlarında kurulması planlanan 25 türbinlik Rüzgâr Elektrik Santrali (RES) projesi için şirket üçüncü kez ÇED sürecini başlattı. Daha önce nükleer santral sahalarıyla çakıştığı gerekçesiyle reddedilen ve idari takvimde defalarca değişiklik geçiren proje, bölgedeki ekolojik dengeler, orman dokusu ve taşkın riskleri nedeniyle yeniden tartışma yarattı.
Trakya’nın ekolojik açıdan en hassas ve koruma altındaki bölgelerinden biri olan Istranca Ormanları, yeni bir enerji yatırımı baskısıyla karşı karşıya kaldı. Demirköy, İğneada, Avcılar ve Hamdibey hattını kapsayan 25 adet Rüzgâr Elektrik Santrali (RES) projesi için şirket, ÇED sürecini üçüncü kez başlattı. Bölgenin doğal yapısını, yeraltı ve yerüstü su havzalarını doğrudan etkileyecek olan proje, tekrar gündeme geldi.
Yıllara Yayılan Süreç ve Nükleer Santral Çakışmaları
Projenin hukuki ve idari geçmişi, şirketin daha önceki yıllarda yaptığı başarısız girişimlere dayanıyor. Bu kapsamda 07 Aralık 2023 tarihli önlisans santral sahası için 25 Ocak 2024 tarihinde ÇED süreci başlatıldı. Ancak bu süreçte Kırklareli Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün 21 Mart 2024 tarihli görüşünde, santral sahasının bir kısmının üçüncü Nükleer Güç Santrali (NGS) sahası ile çakıştığı tespit edildi.
Bu gelişme üzerine Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuna (EPDK) başvurularak sahanın çakışan kısmı çıkartıldı ve 18 Eylül 2025 tarihli karar ile önlisans tadili uygun bulundu. Ardından güncellenen alan için 21 Ekim 2025 tarihinde ÇED süreci yeniden başlatıldı. Ancak bu kez Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Nükleer Enerji ve Uluslararası Projeler Genel Müdürlüğünün 04 Aralık 2025 tarihli görüşünde, RES sınırının potansiyel nükleer santral yerleşim yerlerine 10 kilometreden yakın olduğu belirlendi. Sahanın NGS 10 km etki alanı ile çakışan kısmından çıkılması için yeniden alan değişikliğine gidilerek, EPDK’nın 23 Temmuz 2026 tarihli kararıyla önlisans tadili bir kez daha onaylandı ve süreç bugünkü aşamaya taşındı.
25 Türbinin Coğrafi Dağılımı ve Ekolojik Yükü
Proje kapsamında İğneada, Demirköy, Avcılar ve Hamdibey sınırlarında toplam 25 adet rüzgâr türbininin kurulması öngörülüyor. Planlanan türbinlerin coğrafi dağılımı şu şekilde şekilleniyor:
Hamdibey Köyü Sınırları: T1, T2 ve T3 numaralı türbinler,
Avcılar Köyü Sınırları: T4, T5, T6, T7, T8, T18, T19, T20, T21, T22, T23, T24 ve T25 numaralı türbinler,
İğneada Beldesi Sınırları: T9, T10, T11, T12, T13, T14, T15, T16 ve T17 numaralı türbinler.
Yaklaşık 25,27 milyon metrekarelik bir önlisans sahasını kapsayan projede, her bir türbin için modeline bağlı olarak süpürme alanı içerisinde yaklaşık 9.450 metrekarelik platform alanına ihtiyaç duyulacağı belirtiliyor. Bu durum, toplamda 236.250 metrekarelik alanın doğrudan temizlenmesi anlamına geliyor. Hesaplamalara göre 25 türbin için 47.250 metreküp bitkisel toprak ve 33.175 metreküp hafriyat olmak üzere toplam 80.425 metreküp hafriyat yükü oluşacak. Ayrıca sert kayalık bölgelerde patlatma yapılacağı ifade edilirken, açılacak yeni servis yollarının ve altyapı çalışmalarının orman dokusunda yaratacağı tahribat raporda yer alıyor.
Toplantı sırasında şirketin proje yetkililerinin, 25 türbin sayısının fazla olduğu yönündeki eleştiriler karşısında “Saha onayı alamazsak türbin sayısında azaltmaya gidebiliriz” şeklinde bir yaklaşım sergilemesi dikkat çekti. Çevreciler ve bölge halkı, bu ifadeyi projenin ekolojik bir zorunluluktan veya bilimsel bir fizibiliteden ziyade, her koşulda sahaya tutunma ısrarının bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Orman ve Su Kaynakları Bakımından Çelişkiler ve Eksiklikler
ÇED dosyasında alanın orman sınırları içerisinde yer aldığı ve gerekli izinlerin alınacağı belirtilmesine karşın, raporda orman mühendisi ve meteoroloji mühendisi imzasının bulunmaması dikkat çekiyor. Uzun yıllik iklim verilerinde daha yakın konumdaki Vize ve Demirköy istasyonları yerine Kırklareli merkez verilerinin kullanılması da teknik eleştiriler arasında yer alıyor.
Dosyanın en kritik çelişkilerinden birini su kaynakları ve sulak alan tanımları oluşturuyor. Raporun bir bölümünde Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği kapsamında alanlar bulunduğu ifade edilirken, hemen devamındaki başka bir bölümde sulak alan bulunmadığı savunuluyor. Buna karşın, önlisans sahasının içerisinden mevsimsel ve daimi akışlı Kavak Deresi‘nin geçtiği raporda açıkça kabul ediliyor. Proje sahasındaki 80 kişilik inşaat personeli için hesaplanan günlük su ihtiyacının ve sızdırmaz fosseptiklerde toplanacak atık suların hangi altyapı tesisine ve hangi belediyeye bertaraf edileceği konusundaki belirsizlikler de dosyada yer alan eksiklikler arasında gösteriliyor.
Sisli Vadi Sel Felaketi ve Taşkın Riski
Proje sahasının hidrolojik hassasiyeti, bölgede yaşanan geçmiş afetler üzerinden de ele alınıyor. İğneada Sisli Vadi’de 5 Eylül 2023 tarihinde meydana gelen ve 6 kişinin hayatını kaybettiği sel felaketi, bölgedeki taşkın riskinin teorik değil somut bir gerçeklik olduğunu ortaya koydu. Yargı süreçleri 2026 yılında da devam eden bu felaket, orman-dere-sulak alan sisteminin kısa süreli aşırı yağışlar karşısında ne denli büyük bir risk taşıdığını gösteren bölgesel bir emsal teşkil ediyor.
ÇED dosyasında Kavak Deresi’nin sahadan geçtiğinin kabul edilmesine rağmen, Sisli Vadi gibi ekstrem taşkın olaylarını ve havza ölçekli hidrolojik riskleri içeren detaylı taşkın yayılım haritalarının ve risk analizlerinin raporda yer almaması, yaşam savunucuları ve meslek örgütleri tarafından yetersiz bulunuyor.
Bölge Halkı ve Yaşam Savunucularından Tepki
Proje için gerçekleştirilen ÇED bilgilendirme toplantısında, şirket sunumundaki eksiklikler ve çelişkiler halkın tepkisine neden oldu. Avcılar köyü sakinleri, bölgenin en önemli geçim kaynaklarından biri olan arıcılığın, tarımın ve yerel ekosistemin projeden büyük zarar göreceğini belirtti. Göksal Çidem, Hamdi Gülsoy, Abdullah Mutluer ve diğer katılımcılar, Istranca Ormanları’nın ve su havzalarının enerji projelerine feda edilemeyeceğini vurgulayarak, “Istranca ormanlarına girecek kadar aciliyetimiz yok” diyerek projeye karşı çıkışlarını dile getirdi.
DOKU Derneği başta olmak üzere yaşam savunucuları; orman bütünlüğünün bozulması, habitat parçalanması, erozyon, su kaynakları ve Kavak Deresi rejimi üzerindeki olumsuz etkiler giderilmeden ve bağımsız uzmanlarca kapsamlı bir kümülatif etki değerlendirmesi yapılmadan projeye “ÇED Olumlu” kararı verilmemesini talep ediyor.
Projenin bölgedeki tarım ve arıcılık faaliyetleri üzerindeki yıkıcı etkisine dikkat çeken Demirköy Bal Üreticileri Birliği Başkanı Hamdi Gülsoy, bölgede kayıtlı ve kayıtsız arıcıların toplam 30 bin civarında koloniye sahip olduğunu belirtti. Meşe, kayın, kızılgıcık ve zengin meşe florasına sahip Istrancalar’da üretilen antioksidan değeri yüksek meşe balının bu projeyle tehlikeye gireceğini ifade eden Gülsoy, şunları kaydetti:
“Bu proje uygulanırsa biz bu balı bu bölgeden elde edemeyeceğiz, arıcılık da bitecek. Pervanelerin rüzgârı bölgedeki arıcılığı olumsuz etkileyecek. Arı bittiği zaman sadece bal bitmiyor; doğadaki tüm meyve ve sebzeler çiçek açıyor, verim verebilmesi için arılar tozlaştırma yapıyor. Arının döllemediği bir çiçek meyve vermez. Meyvecilik de bahçeler de biter. Yanlış yer seçilmiştir; buradaki dünya çapındaki Longoz Ormanlarımızı, turizmi ve köylüyü açlığa mahkûm edecekler.” diyen Gülsoy projenin bölge halkına ve çevreye vereceği zararları şöyle aktardı;
“Istranca Dağlık Bölgesi’nde ormanlarımız çok sık ve her türlü orman var; sadece meşe değil, kayın var, kızılağaç var, kızılcık var. Bizim burada ‘meşe balı’ dediğimiz, antioksidan değerleri çok yüksek olan balımız var. Bu proje uygulanırsa biz bu balı bu bölgeden elde edemeyeceğiz, arıcılık da bitecek. Çünkü pervanelerin rüzgârı bölgedeki arıcılığı olumsuz etkileyecek.”
Kent Konseyi’nden “Master Planı ve Hançer” Vurgusu
Proje için Avcılar Köyü’nde düzenlenen halkı bilgilendirme toplantısında konuşan Kırklareli Kent Konseyi Başkanı Abdullah Mutluer, projenin yer seçiminin hatalı olduğunu ve Istrancalar’ın ekolojik yapısına büyük zarar vereceğini belirtti. Mutluer, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Avcılar ve Hamdibey köylerinden İğneada’ya doğru sarkan derin ormanlar içerisinde, asfaltı da atlayarak bu derin ormanları yaracak, adeta bağrına hançer gibi saplanacak. Istrancalar aynı zamanda Trakya Arı Gen Kaynakları Koruma Havzası’dır. Dışarıdan herhangi bir arı ırkının getirilmesine izin verilmediği halde, buraya rüzgâr enerji santralleri kurulmak isteniyor. Kırklareli Istrancaları Turizm Master Planı çalışması sürerken böyle bir teklifin gelmesi tam bir çelişkidir.
Her türbinin tabanında yaklaşık 20 dönümlük alanı tıraşlayacaklar, yüzlerce metrelik kanatları taşıyan dev araçlar için yollar açarak orman envalini yok edecekler. Prof. Dr. Doğan Kantarcık hocamızın bilimsel çalışmalarından biliyoruz ki; ormanın bağrına açılan bu uzun yaralar, yağmur sularıyla birlikte sele dönüşerek ormanın içini de yarıyor ve bütünlüğünü bozuyor. Longozları ve rejimi tehdit eden bu projeye Kent Konseyi olarak itiraz ediyoruz.” dedi.
Toplantıda ÇED dosyasının bilimden uzak hazırlanmasına tepki gösteren halk ve çevreciler, şirket ekibinin sahanın coğrafi ve fiziki yapısına ne kadar yabancı olduğunu gözler önüne serdi. Çevrecilerin “Suyu nereden alacaksınız?” sorusuna proje ekibinin halka dönerek “Burada sondaj yapılmıyor mu?” şeklinde karşılık vermesi toplantıda dikkat çeken anlardan biri oldu.
Toplantıda söz alan DOKU Derneği Başkanı Göksal Çidem, hazırlanan ÇED başvuru dosyasındaki bilimsel ve teknik eksiklikler ile çelişkileri şu başlıklarla aktardı:
Tamamı orman olan ve zengin bir bitki örtüsüne sahip projeyi hazırlayanlar arasında orman mühendisi ve meteoroloji mühendisi yer almadığını belirten Çidem, iklim verilerinde bölgeye çok daha yakın olan Vize ve Demirköy meteoroloji istasyonları varken, uzak konumdaki Kırklareli merkez verilerinin kullanıldığını ifade etti. ÇED dosyasındaki çelişkilere de dikkat çeken Çidem, dosyanın bir bölümünde “Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği kapsamında alanlar bulunmaktadır” denilirken, hemen devamındaki başka bir bölümde “sulak alan bulunmamaktadır” ifadesine yer verildiğini, bu durumun sahanın ekolojik niteliğinin bilimsel olarak ortaya konulmadığını kaydetti.
Ayrıca inşaat aşamasında çalışacak 80 personel için hesaplanan günlük su ihtiyacının ve sızdırmaz fosseptik atık sularının hangi belediyeye ve hangi arıtma tesisine götürüleceğinin raporda belirtilmediğini vurgulayan Çidem, sert kayalık bölgelerde patlatma yapılacağı ifade edilmesine rağmen zemin etüdü yapılmadan dosya hazırlandığını ve açılacak yeni servis yollarıyla ilgili kapsamlı bir altyapı ile drenaj planının bulunmadığını sözlerine ekledi.
Toplantıda ÇED dosyasındaki bilimsel eksiklikleri tek tek sıralayan DOKU Derneği Başkanı Göksal Çidem, dosyanın sahanın gerçeklerinden kopuk hazırlandığını vurguladı. Raporda bölgeye çok daha yakın olan Demirköy ve Vize meteoroloji istasyonları varken Kırklareli merkez verilerinin (1997-2024 dönemi) kullanılmasını eleştiren Çidem, “ÇED dosyasını hazırlayanların arasında bir meteoroloji uzmanı olsaydı, en yakın istasyon dururken Kırklareli verilerini almazlardı” diyerek hazırlanan raporun sahadan ve bilimden ne kadar uzak olduğuna dikkat çekti.





