Edirne’de Meriç Nehri’nde "kum ve çakıl çıkarma ile nehir temizliği" kisvesi altında 2005 yılında ıslah çalışması olarak başlayıp 2021 yılında beton santrali inşaatlarına dönüştürülen proje, çevrecilerin açtığı dava sonucu 2022 yılında mahkeme kararıyla iptal edilmişti. Şirket, mahkeme kararlarına ve bölgedeki canlı yaşamı tehdit etmesine rağmen bu kez faaliyet kapasitesini yıllık 10 bin tondan 396 bin tona (37,5 kat artışla) çıkarmak için yeniden başvuru yaptı. Edirne Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı Ayten Eren, şirketin "sal pompa ile zararsız temizlik yapıyoruz" savunmalarına ve geçmişteki yargı kararlarına rağmen binlerce tonluk kapasite artışıyla yeniden kapıya dayanılmasına tepki gösterdi.
Edirne’de Meriç Nehri’nin ekolojik dengesini ve yaşam alanlarını yıllardır tehdit eden kum-çakıl madenciliği ve kapasite artışı krizinde sular durulmuyor. 2021 yılında başlatılan ve sivil toplumun açtığı dava sonucu Edirne İdare Mahkemesi’nin 22 Eylül 2022 tarihli kararıyla “ÇED Gerekli Değildir” kararı iptal edilen proje, şirketin yeni hamlesiyle yeniden gündeme geldi. Danıştay Altıncı Dairesi’nin de idarenin yürütmenin durdurulması istemini oybirliğiyle reddettiği geçmişteki hukuki zafere rağmen şirket, 13 Ekim 2026 tarihinde hazırlattığı yeni Proje Tanıtım Dosyası (PTD) ile kapasiteyi devasa boyutlara taşımak istiyor.
Mevcut Kapasite 10 Bin Tondan 396 Bin Tona: 37,5 Katlık Dev Artış
Şirketin yeni PTD başvurusundaki en çarpıcı detay, kapasite artışının boyutu oldu. Geçmiş dosyalarda yıllık işlem kapasitesi 10 bin ton/yıl civarında gösterilirken, yeni hazırlanan dosyada kırma-eleme-yıkama tesisinin kapasitesinin 396 bin ton/yıla çıkarılmak istendiği ortaya çıktı. Yaklaşık 37,5 katlık bu devasa artış, Meriç yatağından çekilecek malzemenin miktarını ve nehir üzerinde yaratılacak kümülatif baskıyı katbekat artırıyor.
“Doğal Varlıkların Korunması Bir Tercih Değil, Anayasal Sorumluluktur”
Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Edirne Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı Ayten Eren, Meriç Nehri’nin rant projelerine feda edilemeyeceğinin altını çizerek şunları kaydetti:
“Meriç Nehri; su varlıkları, tarım alanları, kıyı ekosistemi ve biyolojik çeşitliliğiyle ortak yaşam kaynağımızdır. Doğal SİT statüsündeki bu alanın korunması, kısa vadeli ticari çıkarlara feda edilemez. Anayasa’nın 56. maddesi uyarınca çevreyi korumak devletin ve vatandaşların ödevidir. Yetkili kurumları; önceki yargı kararlarını ve bilimsel raporları dikkate almaya, kapasite artışı talebini reddetmeye ve bu projeye izin vermemeye çağırıyoruz. Şirketin bir önceki projesine ilişkin ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı, derneğimizin de dahil olduğu dava sonucunda 2022 yılında iptal ettirilmişti. Mahkemenin ortaya koyduğu bilimsel eksiklikler ve Trakya Üniversitesi akademik raporunda belirtilen ekolojik risklerin hiçbiri kalkmadığına göre böyle bir proje kabul edilemez.”
Eren, Meriç Nehri’nin ‘Nitelikli Korunan Doğal SİT Alanı’ statüsüne geri alınması yönünde de çağrıda bulunarak,
“Yetkili kurumları, doğal varlıklarımızı koruma yönündeki anayasal sorumluluklarını yerine getirmeye, kapasite artışına karşı ret kararı almaya ve Meriç Nehri’ni tekrar ‘Nitelikli Korunan Doğal SİT Alanı’ statüsüne geri almaya çağırıyoruz. Doğal varlıkların korunması bir tercih değil, devletin anayasal sorumluluğudur” ifadelerini kullandı.
Şirketin “Taşkın Önleme” Savunmasına Hukuki ve Bilimsel Yanıt
Şirket ve idare tarafı Danıştay temyiz süreçlerinde ve PTD metinlerinde faaliyetin Meriç Nehri’ndeki taşkınları önlemek amacıyla “rüsubat temizliği” olduğunu ve 4373 sayılı Taşkın Sulara Karşı Korunma Kanunu kapsamında “kamu yararı” taşıdığını savunsa da, çevreciler bu argümanın ticari madenciliği maskelemek için kullanıldığının altını çiziyor.
Şirket avukatlarının Danıştay’a sundukları savunmalarda nehir içindeki kazı ve patlatma iddialarını reddederek “Yüzen sal üzerine monte edilmiş dalgıç pompa (sal pompa) ile evdeki elektrikli süpürge mantığıyla sadece gevşek malzeme çekiliyor, nehir tabanına dokunulmuyor” şeklindeki savunmaları ise uzman raporlarıyla çelişiyor. Trakya Üniversitesi akademisyenlerinin geçmişte hazırladığı bilimsel raporda; nehir yatağından sürekli malzeme çekilmesinin taban derinleşmesine, kıyı erozyonuna, yeraltı sularının kirlenmesine ve tarihi köprülerin temel pabuçlarının oyulmasına yol açacağı net bir şekilde ortaya konulmuştu.
“Kamu-Özel İştiraki” Maskesi ve Doğal Sit Çelişkisi
Şirketin PTD sürecinde projeyi Edirne Nakliyat Madencilik A.Ş. (%50 Edirne İli Çevre Koruma Vakfı, %50 Arda Kum ortaklığı) üzerinden “kamu-özel işbirliği ve sıfır atık” formülüyle pazarlamaya çalışması da dikkat çeken bir diğer unsur. Temyiz dilekçelerinde üretilen beton ve parke taşlarının köylere, belediyelere ve KÖYDES projelerine ucuz verildiği, faaliyetin durması halinde 93 işçinin işsiz kalacağı ve kamu zararı oluşacağı savunulsa da, sivil toplum “kamu yararı” kavramının ticari ranta kurban edilemeyeceğini vurguluyor.
Öte yandan, projenin yürütülmek istendiği alanın Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nün 30 Haziran 2026 tarihli Olur’u ile revize edilerek tescil edilen “Doğal Sit – Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı” statüsünde bulunması, projenin ekolojik meşruiyetini baştan tartışmalı hale getiriyor. Şirketin Maden Kanunu’nun 109. maddesindeki “kazanılmış hak” argümanına sığınarak kapasite artırmaya çalışması, Meriç’in ekolojik bütünlüğünü hiçe sayan bir hukuki kılıf olarak değerlendiriliyor.
Edirne Çevre Gönüllüleri Derneği, geçmişteki mahkeme kararlarını ve Trakya Üniversitesi’nin bilimsel uyarılarını hatırlatarak, Çevre İl Müdürlüğü’nden bu olağanüstü kapasite artışı talebinin reddedilmesini talep ediyor. Meriç Nehri’nin geleceği şimdi bakanlığın vereceği karara kilitlenmiş durumda.
Sesimize Pay olmak için takip edin!
Daha fazla bilgi, geri bildirim veya önerileriniz için bizimle iletişime geçin: info@sespayi.com
Hak Sahibi / Yazar: Fatma BOZ
Web Sitemiz: sespayi.com
Sosyal Medya Hesaplarımız:


