Trakya’da tarım arazilerinin ve meraların yanı başında başında açılan taş ocakları, kırsal yaşamı daraltıyor. Dinamit patlatmaları, rüzgârla yayılan toz ve su kaynaklarına yönelik riskler yalnızca doğayı değil, tarımsal üretimi ve çevredeki yaşamı doğrudan tehdit ediyor. Üstelik faaliyetler bittiğinde geride kalan tahrip edilmiş alanların nasıl rehabilite edileceği de büyük bir soru işareti olmaya devam ediyor.
Doğa tahribatını ve yerel halkın sesini duyurduğumuz dosya haberimizin üçüncü bölümünde, çevre sorunlarını ve doğada yaşanan tahribatı uzun yıllardır sahada takip eden isimle bir araya geldik. Araştırmacı gazeteci İbrahim Gündüz ile taş ocaklarının doğaya, tarım alanlarına ve su kaynaklarına etkilerini ile bölgede yaşayan insanlara yarattığı sorunları konuştuk.
“Taş ocakları da doğayı yok eden bir madencilik faaliyetidir”
Taş ocaklarının yalnızca ormanları ve dağları değil, tarım alanlarını, su kaynaklarını ve köylerdeki yaşamı da etkilediğini belirten İbrahim Gündüz, işletmelerin faaliyetlerini tamamladıktan sonra araziyi eski hâline getirecekleri yönündeki vaatlerin gerçeği yansıtmadığını savundu.
Taş ocakları, çoğu zaman yol ve inşaat projelerinin ihtiyaç duyduğu ham maddeyi sağlayan işletmeler olarak ele alınıyor. Ancak bu faaliyetlerin yürütüldüğü alanlarda ormanların kesilmesi, dağların dinamitlerle parçalanması, toz oluşumu ve su kaynaklarının zarar görmesi, bölgedeki doğal yaşamı ve tarımsal üretimi de etkiliyor. Gündüz, taş ocaklarının yarattığı tahribatın yalnızca işletme sahasıyla sınırlı olmadığını, çevresindeki köylerde yaşayan insanların gündelik hayatına da yansıdığını söyledi.
Taş ocakçılığının da mermer, altın ve bakır madenciliği gibi bir madencilik faaliyeti olduğuna dikkat çeken Gündüz, bu faaliyetlerin başlangıç aşamalarında benzer bir tahribat yarattığını belirtti. Ormanların kesilmesi, bitki örtüsünün ortadan kaldırılması, dinamitlerle dağların parçalanması ve su kaynaklarının zarar görmesinin farklı madencilik türlerinde ortak sonuçlar doğurabildiğini ifade eden Gündüz, temel farkın sonraki aşamalarda kullanılan işlemler ve faaliyetlerin kapsamı olduğunu kaydetti.
“Geride bir cehennem çukuru bırakıyorsunuz”
Madencilik faaliyetlerinin doğa üzerindeki etkilerinin yalnızca çıkarılan ham maddeyle değerlendirilemeyeceğini belirten Gündüz, işletme sahalarında yaşanan dönüşümün toprağı, ormanı ve su kaynaklarını birlikte etkilediğini söyledi.
"Taş ocağı açılan alanlarda öncelikle ormanlar kesiliyor, ardından bitkilerin gelişmesi ve canlıların yaşamını sürdürmesi açısından hayati önem taşıyan üst toprak ortadan kaldırılıyor. Dinamit kullanımıyla dağlar parçalanıyor ve yer altındaki su sistemleri ciddi zarar görebiliyor. Çıkarılan taş işlenerek başka bölgelere gönderildikten sonra ise geride büyük ölçüde tahrip edilmiş bir arazi kalıyor."
İşletmelerin faaliyetlerini tamamladıktan sonra sahayı eski hâline getirecekleri yönündeki açıklamalarını eleştiren Gündüz, bu vaadin nasıl gerçekleştirileceğinin sorgulanması gerektiğini vurguladı.
“Sonra bir yıl, iki yıl, üç yıl, beş yıl orayı binlerce, on binlerce ton dinamit kullanarak paramparça edip kaymak gibi oyuyorsun. Ondan sonra çıkardığını un ufak edip sağa sola gönderiyorsun. Geride ne bırakıyorsun? Bir cehennem çukuru bırakıyorsun.
Taş ocakları ve madencilik faaliyetlerinin yarattığı bu tahribat, yalnızca araziye yeniden toprak serilmesiyle giderilebilecek bir süreç değildir. Dağın fiziksel yapısı, bitki örtüsü ve su sistemleri kökten değiştiği için alanın eski ekolojik özelliklerine kavuşması son derece güçtür; doğal coğrafyanın yeniden oluşması milyonlarca yıl alabilir.”
Tarımsal üretim ve köy yaşamı da etkileniyor
Taş ocaklarının etkilerinin işletme sınırlarının dışına taşındığını belirten Gündüz, özellikle dinamit patlatılmasıyla ortaya çıkan tozun tarımsal üretim ve çevredeki canlılar açısından önemli bir sorun oluşturduğunu ifade etti. Tozun bitkilerin gelişimini olumsuz etkileyebildiğini, patlatmaların ise hayvanları ürküterek doğal yaşamı bozabildiğini söyledi.
Gündüz, Ordu’da yaşadığı köyün yaklaşık bir kilometre yukarısında, liman ve yol yapımı gerekçesiyle bir taş ocağı açıldığını anlattı. Köylülerin başlangıçta projeye karşı çıktığını belirten Gündüz, bölgede yüzlerce dönüm arazinin parçalandığını ve faaliyetlerin sürdüğünü aktardı.
Bölgedeki taş ocağının fındık üretimi yapan, meyve yetiştiren ve tarımla geçinen köylüleri etkilediğini söyleyen Gündüz, dinamit patlatılmasıyla oluşan tozun yanı sıra sarsıntıların da insanların yaşamını zorlaştırdığını dile getirdi.
"Patlatmaların yerleşim yerlerine yakın alanlarda gerçekleştirilmesi evlerde hasar riskini artırıyor. Farklı bölgelerde kayaların evlerin üzerine düştüğü ve insanların yaralandığı örnekler bulunuyor. Gürültü ve toz da bu sürecin en önemli parçaları; dolayısıyla taş ocaklarının yerleşim alanlarına yakınlığına karar verilirken bu etkiler ayrıntılı biçimde değerlendirilmelidir. Dinamit patlatıyorsunuz. Canlıların yaşadığı, insanların yaşadığı bir coğrafyada siz dinamit patlatıyorsunuz. Taş ocaklarının yerleşim yerlerinin yakınına açılmasına asla izin verilmemelidir."
“Su kaynaklarını yok edersen göller kurur”
Gündüz, madencilik faaliyetlerinin su kaynakları üzerindeki etkilerinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti. Dağların ve yer altındaki su sistemlerinin su döngüsü açısından önem taşıdığını ifade eden Gündüz, bu alanlarda meydana gelen tahribatın çevredeki su varlığını da etkileyebileceğini söyledi.
"Burdur, Salda, Eber ve Eğirdir göllerindeki kurumaya baktığımızda, gölleri besleyen dağların ve su kaynaklarının nasıl zarar gördüğünü mutlaka değerlendirmeliyiz. Kuraklığı yalnızca iklim değişikliğiyle açıklamak asla yeterli değildir; insan faaliyetlerini ve arazi üzerindeki müdahaleleri de ele almak zorundayız. Dağlar en önemli su kaynaklarımızdır; sen o su kaynaklarını paramparça edersen geride ne kalmasını bekliyorsun?"
“Eski hâline getireceğiz demek bir masal”
Madencilik şirketlerinin faaliyetlerini tamamladıktan sonra arazileri eski hâline getirecekleri yönündeki açıklamalarını eleştiren Gündüz, tahrip edilen bir alanın yeniden düzenlenmesi ile doğal yapısının geri kazandırılması arasında fark bulunduğunu belirtti.
Gündüz, dağın eski biçimine kavuşturulması, arazinin yeniden toprakla örtülmesi ve bitki örtüsünün oluşturulmasının büyük bir çalışma ve maliyet gerektirdiğini söyledi. İşletmelerin şehir ve köylere yakın alanları tercih etmesinde ulaşım ve maliyet avantajlarının da etkili olabileceğini ifade etti.
"Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporlarının hazırlanması tek başına asla yeterli değildir. Asıl mesele, belirlenen koşullara uyulup uyulmadığı ve faaliyetlerin sonuçlarının gerçekten denetlenip denetlenmediğidir. Gidin dünyanın neresine giderseniz gidin; bunun binlerce, yüz binlerce örneğini görürsünüz. Afrika’da görürsünüz, Güney Amerika’da görürsünüz, Türkiye’de görürsünüz. Madencilik faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan tahribat farklı coğrafyalarda da aynı yıkımla karşımıza çıkmaktadır."
“Köylüyü ve çiftçiyi koruması gereken kurumlar var”
Gündüz, Taş ocaklarının açıldığı bölgelerde, durumun sorumluluğunun yalnızca köylülere yüklenemeyeceğini ifade etti.
“Taş ocaklarının açıldığı bölgelerde, bu durumun sorumluluğu yalnızca köylülere yüklenemez. Çiftçiler ve üreticiler zaten yoğun bir çalışma temposu içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Vatandaşları korumakla görevli kamu kurumlarının asıl görevi çevreyi, tarım alanlarını ve yerleşim yerlerini korumaktır. Ancak bu kurumlar üreticileri korumak yerine kimi zaman madencilik projelerinin savunucusu gibi hareket ediyorlar. Köylülere istihdam ve ekonomik kazanç vaatleriyle yaklaşılıyor, ancak bu vaatler uzun vadede ortaya çıkabilecek çevresel ve toplumsal sonuçların önüne geçmemelidir.” diyerek geçmişte yaşanan benzer senaryolara dikkat çekti;
“Akbelen, Bergama, Kaz Dağları, Karadeniz ve İliç’teki mücadeleler ortadadır; madencilik faaliyetleri farklı bölgelerde benzer yıkımlara ve tartışmalara yol açıyor. Köylüler çevrelerindeki değişimi gözlemleyerek ve başka bölgelerde yaşananlardan ders çıkararak topraklarına sahip çıkabilirler.
Gazetecilerin ve çevre mücadelesi yürüten kişilerin bu süreçte bilgi paylaşımı yapması son derece önemlidir. Köylü bunu görerek, işte sizin yaptığınız haberlerle, bizim konuşmalarımızla, çok mücadele veren her bölgede insanları dinleyerek, kendileri görerek sahip çıkacak toprağına.” dedi.
Sesimize Pay olmak için takip edin!
Daha fazla bilgi, geri bildirim veya önerileriniz için bizimle iletişime geçin: info@sespayi.com
Hak Sahibi / Yazar: Fatma BOZ
Web Sitemiz: sespayi.com
Sosyal Medya Hesaplarımız:





