Trakya’da birçok köyün yakınında, bazılarının ise hemen içinde faaliyet gösteren taş ocakları, bölgenin su kaynakları üzerindeki baskıyı artırıyor. İçme ve tarımsal sulama sularının giderek azaldığını belirten bölge halkı, bir yandan mevcut su kaynaklarını korumaya çalışırken diğer yandan yeni taş ocakları için ruhsat verilmesine tepki gösteriyor. Su kaynaklarının her geçen gün azaldığı bölgede yeni işletmelerin açılması, tarımsal üretimden yaşam alanlarına kadar geniş bir alanda ciddi endişelere yol açıyor.
Türkiye genelinde 2026 yılı itibarıyla arama izinleri hariç 2 bin 788 aktif taş ocağı işletmesi bulunuyor. MAPEG’in 2024 yılı İdare Faaliyet Raporu’nda ise fiilen üretime geçmiş ve devlete üretim beyanında bulunan işletmelere ilişkin işletme izni sayısı 1.141 olarak açıklanıyor. İki veri arasındaki fark, ruhsat ve işletme izinlerinin kapsamının birbirinden ayrılması gerektiğini ortaya koyuyor. Türkiye genelindeki bu tablo, özellikle tarımsal üretimin ve su kaynaklarının yoğun baskı altında olduğu Trakya gibi bölgelerde madencilik faaliyetlerinin çevresel etkilerinin yeniden değerlendirilmesini gerektiriyor.
Üstün Kamu Yararı ve Su Üretim Zinciri
Prof. Dr. M. Doğan Kantarcı’nın “Açık Taş Ocağı İşletmesinin Çevreye Etkileri ve Sürdürülebilirliği” başlıklı çalışmasında, orman ekosistemlerinin su döngüsündeki rolüne dikkat çekiliyor. Dağlık ve tepelik alanlardaki ormanlar yalnızca odun hammaddesi sağlamıyor; yağış sularının tutulması, toprağa sızması ve yer altı su kaynaklarının beslenmesinde de önemli işlev görüyor.
Orman toprağında biriken organik maddeler ve humus, yağış sularının toprağa süzülmesini kolaylaştırıyor. Bu sular, anakayanın çatlak sistemlerinden ilerleyerek kaynaklara, derelere ve yer altı su rezervlerine ulaşıyor. Böylece orman ekosistemleri, hem içme ve kullanma suyunun hem de tarımsal sulamanın devamlılığında önemli bir rol üstleniyor.
Yer altı suları, özellikle tarımsal üretimin sürdürülebilirliği ve kırsal yerleşimlerin yaşamını devam ettirebilmesi açısından hayati önem taşıyor. Bu nedenle su kaynaklarının korunması, yalnızca çevresel değil, aynı zamanda toplumsal bir kamu yararı meselesi olarak değerlendirilmesi gereken bir konu.
Ancak bölge halkının içme ve sulama suyuna erişimde güçlük yaşadığı dönemlerde, taş ocaklarının su kullanımı ve doğal su sistemleri üzerindeki olası etkileri daha da önem kazanıyor.

Jeoloji Yüksek Mühendisi Dr. Eşref Atabey’in araştırmaları da taş ve mermer üretiminde kullanılan su miktarına dikkat çekiyor. Atabey’in aktardığı verilere göre, bir metreküp ham blok mermer üretiminde doğrudan 630 litre yer altı suyu tüketilebiliyor. İşleme ve cila aşamalarında ise su ihtiyacı daha da artıyor.
Bu durum, mermer üretiminin yalnızca çıkarılan doğal kaynak üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini gösteriyor. Üretim sürecinde kullanılan su da hesaba katıldığında, ihraç edilen mermerin beraberinde önemli miktarda su kaynağının da üretim zincirine dahil edildiği görülüyor. Bu durum, literatürde sanal su kavramı üzerinden tartışılıyor.
Kaya Çatlaklarının Kesilmesi ve Su Kaybı
Açık taş ocaklarının yer altı su sistemleri üzerindeki etkilerinden biri, kayaçların doğal çatlak ve kırık sistemlerinin bozulması. Özellikle kireçtaşı, mermer ve benzeri kayaçlarda milyonlarca yıllık jeolojik süreçler sonucunda oluşan çatlaklar, boşluklar ve mağara sistemleri suyun yer altına taşınmasında önemli rol oynuyor.
Taş ocağı faaliyetleri sırasında açılan derin yarmalar, bu doğal sistemleri keserek yer altı suyunun hareketini değiştirebiliyor. Kayaların içindeki suyun açığa çıkması, drenaj yoluyla uzaklaştırılması veya buharlaşması, yerel su dengesini olumsuz etkileyebiliyor.
Taş ocağı faaliyetlerinin çevresindeki bitki örtüsü üzerindeki etkileri de dikkat çekiyor. Yarma kenarlarında ve yakın çevresinde bulunan ağaçlar, değişen toprak ve su koşullarından etkilenebiliyor. Suya erişimin azalması, bitkilerde verim kaybına ve kurumaya neden olabiliyor. Zeytin ağaçlarında meyve boyutlarının küçülmesi gibi gözlemler de bu etkilerin tarımsal üretim açısından araştırılması gerektiğini ortaya koyuyor.
Patlatmaların Yarattığı Sismik Tahribat
Taş ocaklarında kayaçları parçalamak ve üretimi kolaylaştırmak amacıyla gerçekleştirilen patlatmalar, çevrede titreşim ve sarsıntılara neden olabiliyor. Bu titreşimlerin şiddeti; kullanılan patlayıcı miktarı, patlatma yöntemi, kayaç yapısı ve yerleşim alanlarına olan uzaklık gibi faktörlere göre değişiyor.
Özellikle kireçtaşı gibi çatlaklı ve karstik yapıların bulunduğu alanlarda patlatmaların etkileri ayrıca önem taşıyor. Kayaçların doğal çatlak sistemlerinde meydana gelebilecek değişiklikler, yer altı suyunun hareket yönünü ve su kaynaklarının beslenme koşullarını etkileyebiliyor.
Gazete Duvar’da yayımlanan taş ocakları ve içme suyu konulu haberlerde de patlatmaların çevresel etkileri ve yerleşim alanlarında yarattığı sorunlar gündeme getirilmişti. Bu nedenle patlatmalı ocakların bulunduğu bölgelerde yalnızca gürültü ve titreşim ölçümlerinin değil, hidrojeolojik etkilerin de düzenli olarak izlenmesi gerekiyor.
Toz Emisyonu ve Sucul Yaşamın Tehdit Edilmesi
Taş ocaklarında patlatma, kazı, yükleme, kırma, eleme, depolama ve nakliye gibi üretim aşamalarında yoğun toz emisyonu oluşabiliyor. Özellikle kurak dönemlerde bu tozun kontrol altına alınması için kullanılan ıslatma suları da işletmelerin su ihtiyacını artırıyor.
Prof. Dr. M. Doğan Kantarcı’nın açık ocak işletmeleri ve yer altı sularına ilişkin çalışmasında, tozun bitki örtüsü ve sucul yaşam üzerindeki etkilerine dikkat çekiliyor.
Taş ocaklarından yayılan toz, bitki yapraklarının yüzeyini kaplayarak fotosentez ve gaz alışverişini olumsuz etkileyebiliyor. Çiçeklenme döneminde bitkilerin tozdan etkilenmesi, döllenme ve meyve oluşumu üzerinde de olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Bu durum, tarımsal üretimin yoğun olduğu bölgelerde ayrıca önem taşıyor.
Ocaklardan çıkan atık materyallerin ve üretim sırasında oluşan ince partiküllerin dere yataklarına, göllere veya denizlere taşınması da sucul yaşam açısından risk oluşturuyor. Özellikle askıda katı maddelerin artması, suyun bulanıklığını yükselterek sucul canlıların yaşam koşullarını olumsuz etkileyebiliyor. Kıyı sularında biriken ince partiküller balıkların solungaçları ve diğer sucul canlılar üzerinde baskı yaratabiliyor.
Taş ocağı faaliyetleri sona erdikten sonra geride bırakılan çukurlar da çevresel riskler taşıyor. Rehabilite edilmeyen, basamaklı olarak doldurulmayan ve ağaçlandırılmayan ocak alanları zamanla kontrolsüz atık döküm sahalarına dönüşebiliyor. Bu alanlara bırakılan kirleticilerin toprağa ve yer altı sularına karışması, içme suyu kaynakları açısından yeni bir tehlike yaratabiliyor.
Bir Zamanlar Su Zengini Trakya: "Köylüler Taşıma Suyla Yaşıyor"
Bilim insanları, çevre örgütleri ve bölge halkı, maden ruhsatlandırma ve ÇED süreçlerinde bölgenin hidrojeolojik özelliklerinin ve su kaynaklarının yeterince dikkate alınmadığına işaret ediyor. Trakya’da yaşanan sorunlar ise yalnızca taş ocaklarıyla sınırlı değil. Ege, Akdeniz ve Marmara bölgelerinde de açık ocak işletmelerinin su kaynakları ve tarımsal üretim üzerindeki etkileri tartışılıyor.
Kalker, mermer ve patlatmalı taş ocaklarının bulunduğu bazı yerleşimlerde su kaynaklarının azalması, köylülerin içme ve kullanma suyuna erişimini güçleştiriyor. Yer altı kuyularının kuruduğunu veya verimlerinin düştüğünü belirten bazı köylüler, su ihtiyaçlarını taşıma suyla karşılamak zorunda kaldıklarını aktarıyor.
Trakya’da tarım arazilerinin, ormanların, derelerin ve yerleşim alanlarının birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceği açık. Bir bölgede verilen maden ruhsatı, yalnızca o alandaki üretim faaliyetini değil, çevresindeki su sistemlerini, tarımsal üretimi ve insanların yaşam koşullarını da ilgilendiriyor.
Bu nedenle yeni ruhsatlandırma ve ÇED süreçlerinde bölgenin ekolojik taşıma kapasitesinin, yer altı su rezervlerinin ve tarımsal sulama ihtiyacının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Su kaynaklarının korunmadığı bir bölgede madencilik faaliyetlerinin ekonomik getirisi, uzun vadede ortaya çıkabilecek çevresel ve toplumsal kayıplardan bağımsız düşünülemez.
Ses Payı olarak bölge halkının aktardığı sorunları, bilimsel çalışmaları ve sahadan gelen verileri izlemeyi sürdürüyoruz. Çünkü Trakya’da mesele yalnızca taş ocaklarının nerede açılacağı değil; suyun, toprağın, tarımın ve yaşam alanlarının nasıl korunacağı.
Sesimize Pay olmak için takip edin!
Daha fazla bilgi, geri bildirim veya önerileriniz için bizimle iletişime geçin: info@sespayi.com
Hak Sahibi / Yazar: Fatma BOZ
Web Sitemiz: sespayi.com
Sosyal Medya Hesaplarımız:
Bu içerik Dijital Medya Araştırmaları Derneği’nin bir operasyonu olan NewsLabTurkey tarafından desteklenen bir medya geliştirme projesinin parçası olarak yayınlanmıştır. İçeriğin sorumluluğu tamamen Ses Payı’na aittir ve Dijital Medya Araştırmaları Derneği’nin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.



